Şubat 22

 

Okul koridorunda sınıfından ağlayarak çıkan bir öğrencinin neden dersten atıldığı konusunda biraz fikir yürütelim mi?

İlk akla gelenler mutlaka öğrencinin çok konuşup arkadaşlarını rahatsız ettiği, "küfür" ettiği ya da kopya çektiğidir. En azından buna benzer davranışlar gelir aklımıza...

Bazı öğrenciler dikkat eksikliği, konuya olan ilgisizliği gibi değişik nedenlerden dolayı böyle uyumsuz davranışlar sergiler.Çoğumuz bu gibi durumlarla karşılaşırız. Çoğu öğretmen tarafından da etiketlenir böyle öğrenciler. Tembel, haylaz, saygısız deriz onlar için. Onları kazanmak için iletişim kurmak çok önemli ve yarar sağlayıcıdır. Fakat o konuyu başka bir zaman değerlendirelim…

Peki, sınıftan çıkarılan bu öğrencinin bahsi geçen etiketi taşımadığını biliyorsanız ne düşünürsünüz?   

Geçenlerde bu şekilde dersten çıkan bir öğrencimize sordum niye atıldığını. Cevap gerçekten çok enteresan ve üzücüydü. “Su içtim” dedi. Hatırlar mısınız bilmiyorum bizler öğrenciyken suluklarımız vardı yanımızda. Hatta en renkli en farklı olanları almaya çalışırdık. Su içmekten çok o çok sevdiğimiz suluğu kullanmaktı derdimiz. Derste, teneffüste hiç fark etmez çıkarırdık suluğumuzu.

Şuan derslerde çoğu öğretmenimiz su içmeyi yasaklıyor. Sanırım suyu “disiplin” aracı olarak görüyoruz. Tırnak içinde belirttim çünkü ”disiplinli öğretmen” kavramı algılarımıza sert, katı, kuralcı öğretmen olarak yerleşmiş. Bu şekilde olur ise öğretmen, dersi gürültüsüz işler, ödevler zamanında yapılır. Öğrenci hep korkar hem kendisinden hem de dersinde bir hata yapmaktan. Biz de zannederiz ki doğru davranışlar edinildi, hiç hata bile yapılmadan konular öğrenildi. İşte size öğrenmenin ülkemizde genel uygulanışı…

Oysaki öğrenme dediğimiz mucize beyinde olup biterken birçok kimyasal olay gerçekleşir. Dışarıdan gelen uyarılma ile birlikte beyindeki kaslar dürtülür. Kasların içindeki motorik sinir hücrelerinden biri harekete geçer. Her sinir hücresi aldığı bilgiyi bir başkasına özet halinde geçirir. Bu bilgilerin aktarıldığı yer iki hücre arasındaki sinapsis dediğimiz yerdir. Ne kadar çok hücre birbirine bağlanır ise bizim bilgiyi hatırlamamız, depolamamız, kodlamamız daha da hızlanır ve kolaylaşır. Peki bilin bakalım sinapsislerden bilgi aktarımının su içmek ile bir ilgisi var mıdır?

Evet bilim adamları su içmenin bu aktarımı sağlayan sıvı oluşumunu kolaylaştırdığını söylüyor. Ve biz su içmeyi yasaklıyoruz ! Beynin en çok ihtiyacı olan şeylerden birisi de sudur. Amacımız öğrenme olayını gerçekleştirmek ve kolaylaştırmak ise su içirelim lütfen. 

Pınar GÜNDÜZ / Sınıf Öğretmeni / Yaratıcı Drama Lideri / Eğitim Programcısı

Etiketler: , , ,

Ocak 25

Aksaray’da küçük bir köyde yaşayan Zeynep 10 yaşındadır. Henüz büyük şehirle tanışmamış, bugüne köyde bulunan ailelerden başka insan topluluğu görmemiş, kendi dünyasında yaşayan küçük bir kızdır. Zaten aile içinde de, diğer aileler arasında da bir araya gelince kendisinin varlığından ya da yokluğundan bir haberdir herkes. Zeynep’in annesi Nesrin Hanım çok memnundur çocuğunun yaramazlık yapmamasına ama bir yandan da üzülür içten içe. Arkadaşları ile oyuna katılmakta zorlanması, haksızlıklara direnmemesi üzerine çok düşündürmektedir Nesrin Hanımı. Zira büyüyüp kendi yaşına gelip ele karışınca çok üzerler biricik yavrusunu diye de hayıflanmaktadır. İçten içe böyle düşüncelere dalan Nesrin Hanım çareyi öğretmeniyle konuşmakta bulur. 

Haftanın başlangıcında ilk iş okula gider. Anlatır kızının durumunu, üzüntüsünü. Anlar öğretmen anlamasına da okulda da aynıdır Zeynep. Onun bu halinden çok etkilenen öğretmen merak etmemesini ve haftaya bu durumun değişeceğini söyler.  

 

Düşünür ki öğretmen, her sessiz kaldığında bir tokat atsa, susma davranışının doğru olmadığını öğretebilir. Zaten eskiden her şey böyle öğretiliyordu. Kendisi de yaşıtları da gayet terbiyeli başarılı büyümüştü. Yalan söylediğinde yediği dayak ona bir daha bunu yapmaması gerektiğini öğretmişti. Hem de hiç unutmamasını da sağlamıştı. Üniversite de anlatılanlar her zaman yapılabilen şeyler değil.  Gelsinler bakalım o üniversitedeki hocalar sinirlenmeden, ceza vermeden kaç gün ders anlatabilirler. Evet, kendi kendine en mantıklı çözümü bulduğundan emin olur öğretmen. 

Annesinin öğretmen ile konuştuğunu gören Zeynep tedirginlik ile içeri girer. Her zamanki gibi öğretmeni dersi anlatmaya devam eder. Ancak sık sık öğretmeni ile göz göze gelir. Bilmeden yanlış bir şey yaptığını düşünür. Zaten annesi bugüne kadar hiç okula gelmemiştir. Bunları düşündükçe gerilen, korkan Zeynep bir anda öğretmen tarafından tahtaya kaldırılır. Birden ateş basar, heyecan sarar. Artık öğretmenin sesi bir uğultu gibi gelir kulaklarına. Soru sorduğunu anlar ama ne soruyu biliyordur, ne de cevabı. Sessiz kalır. Bir an önce yerine oturmayı beklerken birden hiddetlenen öğretmeninin tokadının yanağında bıraktığı sıcaklık ile yerine oturur. Hafta boyunca her gün tahtaya kaldırılan Zeynep’in öğrendiği tek şey tahtaya kalkınca dayak yemesi olur. 

 

Ertesi hafta Zeynep, okulda sınıfa yeni katılan bir öğrenci kadar tedirgin ve yabancı olarak içeri girer. Daha önce kendini yakın hissettiği arkadaşlarının yanına bile gitmek istemez. En son görmek istediği yer tahta, en son görmek istediği kişi de öğretmeni olmuştur geçen bir haftada. Çok geçmeden öğretmeni belirir kapıda bu sefer güler yüzlü bir şekilde. Ayağa kalkar her zamanki gibi ama başı yerdedir göz göze gelmemek için. Derse geçer öğretmeni, anlatır o günkü konuyu herkese ve Zeynep’e.  Bu sefer bakmamıştır öğretmenin yüzüne. Hiç bakmaz ise hiç tahtaya kaldırılmayacaktır ve hiç yanmayacaktır yanağı utanç içinde. Ne var ki yine tahtada bulur kendini Zeynep. Ne yaşayacağından emin o hiç anlamadığı sorusunu bitirmesini bekler öğretmeninin. Soru biter, Zeynep yine cevapsız, yine sessiz. Daha gergin daha kasılmış beklerken yiyeceği tokadı, yerine oturtulur, birkaç uğultulu söz eşliğinde. Öğrendiğine göre teneffüse çıkamayacakmış cevap vermediği için. Ne de güzeldir bu onun için. Görmek istemez, çıkmak, oynamak istemez artık.
 

Bu hafta da teneffüssüz geçer Zeynep ve onun gibi birkaç arkadaşı için. Nihayet karar verir Zeynep, gelmeyecektir bir daha okula. Ne görmek, ne duymak ister tebeşirin tahtada bıraktığı izi, ettiği dansı. Ertesi hafta her günkü gibi çıkar evden okula gider gibi. Okul saati geçene kadar oturur seyreder köyünün dağlarını, taşlarını köprünün üzerinden. Rüzgârın estikçe çıkardığı hışırtıyı duyar, yaprakları tokatlamasını izler. Eve döner vakitlice sanıp ama dalmış kaçırmıştır okul saatini. Etrafta telaşla aranan annesi, babasını görür. Daha çok korkuyordur artık. En iyisi susmaktır Zeynep’e.  


Olanları duyan öğretmen korkar kendinden, yaptıklarından. İçi yanar yavrucağa attığı tokatları aklına getirince, şimdi anlar cezanın çocukta yarattığı korkuyu, öfkeyi. Okuldan, arkadaşlarından en önemlisi öğrenmekten soğuttuğunu, uzaklaştırdığını düşünür. Düşündükçe hatırlar üniversitedeki hocasının "dayak birinci tür cezadır, eğitim de yeri yoktur.”  dediğini. Ya sonra ki hafta Zeynep okula gelmeyince aldığı teneffüse çıkarmama kararına ne demeli. Attığı tokadı unutturabilmiş miydi Zeynep’e. Daha da fenası aldığı cezalar yüzünden arkadaşlarından daha da uzaklaştırmıştı.


Ertesi sabah bütün bulantı ve karın ağrısı numaralarına rağmen kendisini giydiren aynı zamanda da giyinen annesi il
e karşılaşır. Bu sefer ne yapsa olmuyordur. Okula gitmemeyi bırak annesi ile düşmüştür yola. Çaresiz katlanır okula gitmeye. Nasıl olsa çıkmayacaktır teneffüse. 

Öğretmen sınıfa girer, konuya geçer anlatmak için ama bir fıkra anlatmıştır arkadaşlarını keyiflendirmeyi başaran. Çok geçmeden resimli kâğıtlar dağıtır öğretmeni herkese. Resimlerini inceler, boyama yaparlar hep beraber. Birde ne duysun teşekkür ediyor öğretmeni Zeynep’e güzel boyadığı için.  

Ertesi gün yine tahtaya kaldırılmamıştır Zeynep, bu seferde aferin almıştır öğretmeninden dağıtılan çalışma kâğıtlarını doldurduğu için. Ertesi gün güzel yazdığı için duymuştur güzel sözler öğretmeninden, ertesi hafta doğru cevabı yazdığı için, ertesi hafta daha çok doğru yaptığı için, ertesi ay hepsini doğru yaptığı için. 

Üç ay sonra Zeynep derste parmağını kaldırıp, soruları cevaplar olmuş. Ancak, sebebini kestiremeden dayak yiyebileceğini de öğrenmiştir. Bunun dışında Zeynep’in, annesinin ve öğretmeninin de henüz bilemediği zaman içinde Zeynep’in bilinçaltında ortaya çıkacak birçok şeyi de öğrenmiş olur. 

 

Hikâyeyi okuyan, öğretmen olsun olmasın herkesin, bu öğretmen ve çözümü hakkında iyi yorumlar yaptığını düşünmüyorum. Ancak maalesef birçok sınıfta durum bundan daha vahim. Teoride öğrendiklerimize, sınıf kapısından içeri girerken veda edenlerin sayısı çok ülkemizde… 

Skinner’e göre, cezalandırılan çocukta korku meydana gelir ve bu korkuyu cezalandırıldığı sırada çevresinde bulunan diğer uyarıcılara da geneller. Örneğin, arkadaşlarını rahatsız ettiği için cezalandırılan çocuk bu sırada sınıfta bulunan tüm uyarıcılara da olumsuz duygular (korku, nefret, aşağılık duygusu, yetersizlik duygusu, kin vb.) geliştirir.  

Ceza çocuğa ne yapmaması gerektiğini gösterir. Ancak, asıl önemli olan ne yapması gerektiğine ilişkin bilgi vermez. Bazı olumsuz davranışlarından (küfür ettiğinden, cam kırdığından vb.) dolayı cezalandırılan çocuk, bu davranışları baskı altında tutar. Ancak ceza öğesi yok olduğunda bu davranışları yapmakta bir sakınca görmez. Ceza, çocuğun saldırgan olmasına neden olmakta, saldırganlık da başka problemler doğurmaktadır. Ayrıca, istenmeyen bir davranışı yok etmek veya tekrarlanmaması amacıyla verilen bir ceza başka bir istenmeyen bir davranışa rahatlıkla yol açabilmektedir.

Ceza davranışta kısa süreli değişiklik yapabilir. Fakat sınırlılıkları ve yan etkileri de unutulmamalıdır. İstenmeyen davranışlarda sönme yerine geçici bastırma gerçekleşir. Bu bastırılan duygular bilinçaltına baskı kurarak sürekli bilinçlenmek isterler. Bu bilinçlenme isteği çocuğun rüyalarında ya da gün içerisinde bazı istenmeyen davranışlarla ortaya çıkabilir.



İstenmeyen davranış kısa dönemde ortadan kaybolur. Fakat bu ortadan kaybolma tamamen yok olma anlamına gelmez. Ceza davranışın belli bir süre sonra ortaya çıkacak şekilde bastırılmasını sağlar ancak bir süre sonra istenmeyen davranış yeniden ortaya çıkar.

Bu durumda ceza hala niçin yaygın olarak kullanılmaktadır ?

Biliyoruz ki öğretmenler odasına girdiğimizde birçok meslektaşımız verdiği cezaları gururla anlatır. Oysaki hepimiz bu bilgileri sınav kâğıtlarına yazarak geçtik ve mezun olduk. Ne çare hala dayağın cennetten çıkma olduğuna inan arkadaşlarıma! 

Öğretmenlerin meslek yaşamında yaptıkları hatalar tıpkı doktorların ki gibi çok tehlikelidir. Ancak sonuçları hemen gözlenemez çoğu zaman. Acaba kendimizi bir ders boyunca uzaktan izleme imkânımız olsa ne gibi eleştiriler getiririz? Ya da kaçımız bu işi isteyerek, severek yapıyoruz. Maalesef bu sorunun cevabı her birimizin vicdanında gizlidir.Bu hikâye size  “ceza” yı nasıl kullandığınızı soruyor. Bir de mesleğinizi sevip sevmediğinizi… 

Eğer sınıf disiplini sağlamakta zorlanıyor ve sık sık ceza yöntemini kullanıyorsanız, uzun süre yüksek sesle ders anlatmaktan sesiniz kısıksa sorun var demektir. Bazen insan bildiği şeyleri tekrar duyma ihtiyacı hisseder, özellikle de öğretmenlik mesleği sürekli değişim ve gelişim ister. Maalesef eğitim fakültelerimizin bize sunduğu eğitim programları bizi mesleğe hazırlamak için yeterli değil. Özel ya da devlet üniversitelerinin verdiği eğitimlere katılabilirsiniz. Sınıf Yönetimi, Alternatif Öğretim Yöntemleri, Yaratıcı Drama gibi daha birçok konuda size destek verecek eğitimler veriliyor. Özellikle tatil dönemleri bunun için biçilmiş kaftan…

 

                                             Pınar GÜNDÜZ / Sınıf Öğretmeni / Yaratıcı Drama Lideri / Eğitim Programcısı

 


Etiketler: , , , , ,